Search

bayanbaykus101

Hayat Gaileleri

Yazmayalı çok uzun zaman oldu. Sınavdı, sonuçtu, tercihti, yeni şehirdi derken bir türlü istediğimce yazamadım. Bu yüzden de artık hissettiklerimi yansıtma, gördüklerimi paylaşma konusunda pek de rahat bir şekilde sayfayı dolduramıyorum. Nasıl anlatsam, nerden başlasam… Sonuç olarak bunlar da toparlanıp üst üste yığınlanıyor ve bende mütemadi gibi görülen fakat aşılması oldukça gerekli olan “durgunluk evresi” ni yaratıyor. Durgunluk evresi, keyif aldığın ve sana iyi geleceğini bildiğin hiçbir şeyi yapmaya karşı kendinde itici gücü bulamama durumumdur. Bu hâl genelde beni çok etkileyen olaylardan ya da büyük yorgunlukları takiben gelir. Sadece bulunduğum durumu geçiştirip, hayata karışma isteğinin yeterli düzeye ulaşamamasıdır yani nehrin akışını görüp bir kenarında onu izlemeye koyulup fakat bir türlü içine karışmaya karşı kendini yeterli ya da kuvvetli görememektir. Nehire bir yerden karışmam gerek. Çünkü o suya değil belki ama o akışa ihtiyacım var. Biraz da eskiye özlem var sanırım. Onlar büyüyor içimde. Çünkü özlemek insanın daimi bir suretle içinde bulunan, sadece ışıklar söndüğünde senin içini kemiren bir kurttur. Işıklar ne için mi sönüyor? Sönmek zorunda çünkü. Bu da bir çeşit hayat kaidesi. Tezatlar birbirini var eder kuralından. Evet, tezatlar!

Bunları yazarken hiç düşünmeden öylece içimden geldiğince, aniden gelen bir misafire hiç düşünmeden yapılan plansız bir konuşmaycasına bir nefeste yazdım. Bütün bunları neden anlattım, onu da bilmiyorum. Fakat olur da eğer okursanız bilin ki bütün bunları paylaşmak beni çok rahatlattı. Dinlediğiniz için teşekkürler. Hepinize iyi akşamlar.

Advertisements

Tuhaf bir zamandayız

İnsan yalnız, dünya sessiz ve çocuklar kimsesiz

Meseleler birbirini ardına ve kesitisiz ve tüm gücüyle hücuma gelmişken

Ellerimde bir tek yorgun kır çiçeklerinin solmaya yüz tutmuş yaprakları…

Ve zaman!

Ne zaman?

Gelecek, sadece biraz daha zaman.

Biz

Biz bile mutluluk sorununu henüz yüzde yüz kesinlikle çözemedik.

Uçurum İnsanları 

     Acı, sefalet  ve tüm bunlara karşı insanın içinde doğan çaresizlikle karışık bezginlik. Jack London’ın kaleminden çıkan bu satırlarda işte tüm bunları ve hatta daha da fazlasını bulmanız mümkün. Kitabı okurken yer yer kendimi dertlerimin küçüklüğüne karşın edindiğim ümitsizliğe dair suçlu hissettim. Çünkü eğer insanın hayatında saf acı mevcutsa diğer her şey ömür denen kısa sürenin tek bir anına bile canınızı sıkmaya değmeyecek kadar küçük kırıntılardır. Ve gerçek dertler hayat baş gösterdiğinde hüzün sahnesini bir bir onlardan devralır.

     Jack London’dan daha evvel Martin Eden’ı okumuş ve çok beğenmiştim. Bu kitabı da kütüphanede görüp sırf ismi yüzünden almıştım. Uçurum İnsanları… Daima kıyıda kalan, ayakları her an yerden kesilip boşlukla mücadele etme ihtimaline sahip insanlar… 

     Bölüm 22 İntihar başlıklı yazıda şöyle diyor London: “Hayatın bu kadar güvenilmez ve mutluluk fırsatının bu kadar uzak olmasından dolayı, yaşamın ucuz ve intiharın yaygın olması kaçınılmazdır.” 

Kazaz Can’dır

     Şarkılarında insana sanki hem “Unutma, her şeyin güzel olacağı vakitler de gelecek.” hissini verip hem de “Zaten her şey fazlasıyla yorucu bavulunu topla git yoluna ve yanına ne şehrin kalabalığını ne de modern hayatın “vazgeçilmezlerini” götür!” demek istiyor. 

     Bir Ankaralı olarak “Ankara’da Biri Var”ı her dinlediğimde “Belki gerçekçi değilim.” diyerek bana yazılıp söyleniyormuşçasına dinliyorum. Sanırım en sevdiğim şarkısı da o. 

     Beni Kurtar ise varoluşsal sorunları irdeleyerek beni gerçekten mest ediyor. Ve her “Doğmasaydım ben ne fark ederdi?” dediğinde kendimi öyle bir ihtimal dünya düşünürken buluyorum. 

     Hayat Böyle Demek Ki! Ah, bu şarkının girişi bile yeter! Saf acı fakat yanında hayatın karşı konulamaz sürekliliği de ekleniyor. Zaten acıyı keskinleştiren de ona rağmen yaşam meşgalelerine kaldığın yerden devam etmek zorunluluğu değil midir? Şarkının melodisinde hissettiğim şey işte tam da bu: Akan bir nehir var ve sen hüzünlerini bile onda yıkayıp devam etmek zorundasın.

     Bir umut, olur da denk gelir ve Can bunları okursan: Bil ki hayat her üzerime gelip ellerini boğazıma geçirdiğinde senin “Sonu gelecek elbet. Bu da geçecek elbet”lerin kurtarıyor beni. Ve Ankara’da biri var, hiç görmediğin.

Sineklerin Tanrısı

Ne yazık ki Sineklerin Tanrısı amaçlarından asla vazgeçmiyordu. Ve insanoğlu yine yeniden içindekine yenilip, bu amaçlara hizmet ediyordu. Umut var mıydı? Elbette! Çünkü umut varolan ve daimmiş gibi görünen o kör karanlığa karşı isyankar bir fenerdi. 

Peki insan, varolma savaşının içinde olduğu şu garip dünyada ayakta kalmak için mutlak bir yok etme çabasında olduğunun neden farkında değil?

Bitti

     Merhaba sevgili canım okur.

     Görüşmeyeli çok uzun zaman oldu, biliyorum. Yazmayı ve burayı o kadar özlemişim ki… Fakat gelin görün ki benim için zor bir yıldı. Bazen hiç bitmeyecek sandım tüm o YGS ve LYS denen canavarların stresini. İnsan yaşamadığı şeyi bilemezmiş ve ben de bunu yaşayarak anladım. Sanırım en güzel şöyle tarif edebilirim: Omuzlarınızda ağır bir yük var ve siz o yükü sonuna kadar götürmek zorundasınız. Kimi zaman yorulsam da bir şekilde yolu nihayete erdirdim.

     Koca bir yıl ne mi yaptım? Genel olarak fizikle ve matematikle cebelleştim. Özellikle ikisi beni çok yordu. Ama bu tempoda birkaç kitap da okudum. Otobüsler bu konuda benim kütüphanem oldu. Kitaplarla ilgili ayrıntılı bir yazı yayınlayacağım. Bunun haricinde yeni insanlar girdi hayatıma. Yeni dostlar, yeni mekanlar, yeni dertler… Bir nevi yenilendim de. Bu söz nerden aklımda kaldı hiçbir fikrim yok ama “Hayat biz planlar kurarken başımıza gelenlerdir.” diyor bilmemkim. Benim yaşadığımda işte tam olarak bu oldu.

     Geçen yıl meslek seçimiyle ilgili bir yazı yayınlamışım onu okudum ve şu an duygulandım. Hepinize çok teşekkür ederim dostlarım. Benimle paylaştığınız her düşünceniz çok kıymetli. Tekrar merhaba, merhaba ve merhaba!

Yeniden Merhaba 

Temizse yastığının düştüğü zemin; Günleri, kenar mahalledeki bir sokak kedisinin pislik çukurundaki fareleri yakalamaya çalışmasındaki açlık ve alışkanlık ve hatta biraz da bezginlikle geçirmeye karşı içinde bir isyan tomurcuğunu besleyebilecek kadar su taşıyorsan hâlâ; İnsanların hem bir noktada aynı hem de apayrı olduğunu görebilecek kadar farkındaysan bir şeylerin; Ve güzel günlere dair bir umut varsa içinde, derinde bir yerlerde, hayat hâlâ inkar edilemeyecek kadar vefalı, merhametli ve bir o kadar da güzel demektir. Ve senin vazgeçmemen için bu da en temel sebeptir.

Blog at WordPress.com.

Up ↑